Zeynep, wish you were born a boy
So I could've been your girlfriend
I know it's not possible now
I just never met a boy I like half as much as you
And we could lay around in bed, stay there all day
Or at least until the afternoon
And I could(nt) make you spaghetti with tomato sauce
With just a touch of oregano and a parsley stem
And then when you got sick
I could take the day off work
I could've made you chicken soup
And we could watch soap operas
Oh, those TV dramas!
I could catch your cold
And you could take care of me
Zeynep, wish you were born a boy
So I could've been your fiancée
I'm not saying you can't be all these things for me
But it's just not the same because you're a girl
And so am I
Of montreal - Tim wish you were born a girl
Dünden sonra buraya yazmasam olmazdı ama dimi.
Friday, July 4, 2008
lalala
Posted by Lay_Z at 12:57 AM 0 comments
Monday, June 30, 2008
merhaba
Aptalım. Çocuğum. Ergenim. Yaşlıyım. Güçlü taklidi yapıyorum. Burnumu sokmamam gereken işlere ilgi duyuyorum. Sonra üzülüyorum. Çok üzülüyorum. Neden bu kadar üzüldüğümü anlamıyorum. Kolay güveniyorum. Tam tersiymiş gibi davranıyorum. Korkuyorum. Kendimi korumaya çalışırken, sanırım batırıyorum. Konuşamıyorum. Soramıyorum. Anlatamıyorum. Bütün duygularımı aldırmak istiyorum. Kendime eziyet ediyorum. Etmemek elimde değil, sinir oluyorum. Bi adaya düşüp sineklerin tanrıçası olmak,iki yıl orda kalıp sadece cumaları çıkmak istiyorum. Umursamak istemediğim insanları umursamamayı başarmak istiyorum. Bi anda kafayı yiyip söylemek istediğim herşeyi insanların yüzlerine bağırmak istiyorum. Bunu hiç bir zaman yapamıycak olmaktan nefret ediyorum. Minicik de olsa bi umut kalıyo hep içimde. En kötüsü de o oluyo. O da gitsin istiyorum. Çok Şey istiyorum. Olmuyo zaten
Alakasız not: Kültür seviyelerini kanıtlamak için kimsenin bilmediğini düşündükleri kelimeleri sürekli kullanarak konuşmaya çalışan insanlar, ben size çok gülüyorum.
Dadaist bir yaklaşımla egzotizmin doruklarında nihilizmi benimsemiş şekilde alter egomu tatmin etmek için yazdım bunu. Hemde uydurdum ama güzel oldu bence. Öpüyorum
Posted by Lay_Z at 2:09 AM 0 comments
Wednesday, June 25, 2008
this is not a love post , but it's full of love
Okul ve dershane bittiginden beri sakin,guzel geciyo gunlerim. Kitap okuyorum,film izliyorum(veronica mars izliyorum(:),müzik dinliyorum bol bol. Son zamanlarda tercihimi daha sakin sarkılardan yana kullanıyorum,yaşlanıyorum. Birde gitmeye üsenmeyip herhangi bir müzik dinleme aygıtı alsam pek güzel olucak. Dışarı çıkıyorum, içki içiyorum bol bol, arkadaslarımla çok vakit geciriyorum,gülüyorum,eğleniyorum. Minik partiler veriyoruz,bizbize mutlu oluyoruz.
One love'a gidemediğim için bile pek üzülmüyorum. Onun yerine yaptığımız minik havuz partisi yazın geldiğini hatırlatıyor bana. Garip olaylar kaçırmıyo keyfimi.Yanaklarım yanmış pembe pembe. Saatlerce verandada oturup konusabiliriz,yada müzik dinleyebiliriz hic bisey yapmadan.Yapıyoruzda çiftçi misali ayağımızın dibinde köpeklerle. Saat ve alkol oranı ilerledikçe saçmalama oranı da artıyo ama dedim ya keyfimizi kaçırmıyo hiçbişey. Dönüş yolundaki şöförümüzün içinde gizli bir komedyen olduğu çıkıyo ortaya. Deli gibi kullanıyo minibüsü ama gülüyoruz biz. Eve dönüyorum yorgunluğum duştan sonra mayışmaya dönüyo. Televizyona bakıyorum biraz. Bilgisayarın başına geçiyorum. Klavyem yok ortalarda. O bile bozmuyo sinirimi. Bu yazıyı da üşenmeyip ekran klavyesiyle yazıyorum. Şikayet etmiyorum üstelik.
Mutluyum çünkü ben. Hayatımda büyük bi değişiklik yok ama mutsuz olmak için bi sebep görmüyorum. Arkadaslarımı , ailemi seviyorum , müziklerimi seviyorum(sahipleniyorum) , yemeyi , içmeyi , gezmeyi , alışverişi , kitapları , filmleri seviyorum.Kendimi seviyorum. E hepsine de sahibim daha ne.
Hayat güzel, ben güzelim hahayt
Oha. Bu yazıyı bitirdikten 5 dakika sonra msnde yaptığım bir konuşma içimdeki bütün yaşama sevincini emdi. Neyseki biseyleri takma seviyem gittikçe dustugu icin geri geliyo sevincim. Sizlere de akıl fikir diliyorum.
Ve evet şarkı isimleriyle kelime oyunları yapıp onları başlık olarak kullanırken çok eğleniyorum
Posted by Lay_Z at 1:14 AM 0 comments
Saturday, June 14, 2008
Tavsiyeler...
Kendime ve herkese tavsiye; sabaha karşı 05.03 sularında sigaranızı ve çayızı elinize alıp balkona çıkın... Bir kulaklık yardımıyla; kulaklık olması şart çünkü dışarıdaki sesleri duymadan şarkıya odaklanmalısınız; Fungu - Death Dance dinleyin...
Kendime ve herkese tavsiye; ilk tavsiyeyi uygularken üstünüze bir şeyler giyin, o saatte hava soğuk oluyor...
Kendime ve herkese tavsiye; ara sıra çocukluğunuzu parçalarını dinleyin, çocukluğunuzun dizilerini izleyin, çocukluğunuzun filmlerini bulun... İnsanı ne kadar mutlu ve huzurlu yaptığını tahmin edemezsiniz... Ve lütfen, Oya Bora'yı unutmayın!
Kendime ve herkese tavsiye; paranızı kendiniz için harcamanız gerektiğini unutmayın, yoksa elinizde hiç para yokken 50 YTL arkadaşınıza ve en az 75 YTL konsere harcamak zorunda kalabilir ve zorluk çekebilirsiniz...
Kendime ve herkese tavsiye; Calvin&Hobbes okuyun...
Kendime ve herkese tavsiye; Moulin Rouge ve Los Amantes del Círculo Polar filmleriniz mutlaka izleyin...
Kendime ve herkese tavsiye; Does It Offend You, Yeah dinleyin...
Kendime ve herkese tavsiye; "Can Koçak" oyununu oynamaktan sıkılmayın...
Kendime ve herkese tavsiye; Rengim'in göğüslerini takdir edin...
Posted by bazenspiffbazencoconut at 5:12 AM 0 comments
Friday, June 13, 2008
ho ho ho
Küçüklüğümden beri noel baba figürüne hiç ısınamadım. Yok Antalyalıymış yok tontonmuş hediye verirmiş kandıramadı beni hiç bi zaman. Bana hediyelerimi babam getirdi hep , hep babamı sevdim ben. (anneni mi daha çok seviyosun babanı mı ikileminde ikiside eşitti ama gözümde). Noel baba kılığına girdiğinde bile ki her zavallı baba hayatının bir döneminde bu yoldan geçmek zorunda sanırım onun babam olduğundan hiç şüphem olmadı. Olsa zaten ağlardım büyük ihtimal
Şişko, bıyıklı ve kırmızılar içinde bi adam fikri hiç sevimli değil bence. İşten atılmış bi itfayeci belkide. Üstelik hangi aklı başında çocuk kocaman göbekli adamın daracık bacadan geçebileceğine inanırki.
Noel babanın çocuklar tarafından sevilmesinin tek nedeni hediyeler. Tamamen çıkar ilişkisi yani. Bi yıl çıkıp gelse bu yıl da hediye yok borçlarım vardı alamadım dese gidip kucağına oturcak bitane adam bulamaz. Onun içinde kötü yani. Zaten noel babalarda hiçbi zaman çocuklara karşı bi sevgi ifadesi göremedim. Hep al hediyeyi de git daha birsürü ev var dağıtım yapılcak der gibi bi tipleri oldu.
Üstelik zavallı kene de çok çekti noel babalardan. Onlara vuramazdı. Sonra çok korkunç tipli noel baba çetesi gelip keneyi benzetmişlerdi. Sonunu hatırlamıyorum da kene kazanmıştır gerçi. Kene raks.Kaşıııııık!
Büyün noel baba kültürümün izlediğim film,dizi vs. den olduğunu belirtip dışarıdaki iyi noel babalara selamlarımı gönderiyorum
Haziranın ortasında noel baba nerden çıktı dersek eğer. Dilan insanlara hediye olarak kakasını paketleyip vermeyi çok sevdiğini söylediğinde geldi aklımıza. Aylavyu Dilan!
Posted by Lay_Z at 3:07 AM 0 comments
Thursday, June 12, 2008
Yazacak çok şeyim var; ama yazmaya cesaretim yok... Ne kadar kötü... Hani sadece düşüncelerimi insanların bilmesinden korkmak değil bu... O da var biraz ama tek başına değil... Ciddi anlamda yazamamak üzüyor beni çünkü... Hani belki de duygularımı birçok kişiden yoğun yaşıyorum... Belki falan değil, inanıyorum buna... Yeterli olması gerekmez mi hissettiklerimi anlatabilmeye?? Neden oturup bir "Starcrossed" veya "The Sweets" yazamıyorum?? Bana bunun mantıklı bir açıklamasını yapabilecek olan biri var mı?? Yok mu?? Ben de öyle tahmin etmiştim...
Not: Starcrossed veya The Sweets değildi bunları yazarken dinlediğim şey, Maps'di...
Posted by bazenspiffbazencoconut at 6:07 AM 0 comments
Saturday, June 7, 2008
İtiraf etmeliyim ki az önce yazdığım o yazıdan sonra sigara içmek istedim... Yalnız bugün sayın yıldızkız ile sigaramı bitirdiğimiz için öyle okudum sadece yazıyı... Sonra da pipo içmeye karar verdim... Ve pipomu yaktım... Yalnız fark ettiniz mi daha önce bilmiyorum ama bazen kendimizi dizi ve filmlere fazla kaptırıyoruz... Az önce o pipoyu yaktıktan sonra yazı yazmak istedim... Hani ağzımda pipo falan... Ve blog'u açtım hemen... Ve şu anda belirtmezsem anlamı kalmaycak, Alanis Morissette - My Humps yorumu dinlenmeye ama daha da çok izlenmeye değer bir yorumdur herkese tavsiye ederim... Şeye bayıldığımı fark ettim... Sabaha karşı, güneş doğarken kahve veya çay içerek balkonda sigara içmeyi... Ama üstümde genelde depresyon kazağım olurdu, bu defa daha büyük bir hazine var! Cenk'in sweatshirt'ü... Üstelik de hâlâ o kokusuyla... Bir kıyafet ne kadar güzel kokabilir merak eden varsa Cenk'in kıyafetlerini tavsiye ediyorum ben... Evet belki de sapığım ama gerçekten çok güzel kokuyor... Ve hatta ben bu kokuyu içime çekerekten pipomu tüttürmeye balkona ilerliyorum... Bu yazımı da burda bitiriyorum...
Posted by bazenspiffbazencoconut at 4:20 AM 0 comments
Thursday, June 5, 2008
a wish to be a big cactus
Pembe kapaklı shakerımı seviyorum.
Doktorötkerin hazır milkshakeinin icine elma suyu katmayı seviyorum.
Gecenin bi yarısı izlediğim filmleri seviyorum
Kontrol edemediğim şeyleri sevmiyorum
Yeni saçlarımı seviyorum
Gecenin bi yarısı kraker ve labneyi seviyorum
Tramisuyu seviyorum
Midye tavayı da seviyorum
Yazın yemek yemeyi sevmiyorum
Uyumam gerekirken uykumun gelmemesini sevmiyorum
Kedimi kimse sevmesede ben seviyorum
Sevmediğim insanların hakkımda konuşmasını istemiyorum
İstanbul planları yapmayı seviyorum
Onları uygulamayı daha çok seviyorum
Ankarayı sevmiyorum
Kimya Dawsonı seviyorum
Daha önce hiç sevmediğim bi bisikletle karşılaşmadım*(:
Büyümeyi sevmiyorum
Posted by Lay_Z at 3:55 AM 0 comments
Wednesday, June 4, 2008
Who needs a heart when the heart can be broken?
Yazıma başlık olarak ünlü düşünür Tina Turner'ın bu sözünü seçmiş olmamdaki sebep şudur ki şu anda aslında beni sevindirmesi gereken bir durum biraz kalbimi kırdı... Nedenini bilmiyorum ama içimde bir rahatsızlık hissinin oluşmasına neden oldu... Oysa ki benim bu duruma çok sevinmem gerekirdi... Bu durumda bir kalbim olmamış olmasaydı kırılamazdı değil mi ama? Bir yandan da oldukça sıkılmaktayım zaten... Süper Aile falan da fayda etmemeye başladı... Şey istiyorum ben... "O" insan yanımda olsun ama dursun yani sadece öyle... Başka bir şeye gerek yok... Yanımda olsun sadece... Varlığını hissetmek istiyorum sadece... Şimdilik tabii... Yakında daha fazlasını da istersem hiç şaşırmam... Ayrıca çok kıskanç bir insan olduğumu da fark ettim... Bir insan nasıl herkesi kıskanır yaa? Ama herkesi... Arkadaşlarımı falan da kıskanıyorum resmen birbirlerinden... Off... Ve tüm bu karmaşık duygularıma da "Wish You Were Here" hiç yardımcı olmuyor...
Posted by bazenspiffbazencoconut at 6:24 PM 0 comments
Helo blog ay em hiyır!
an... Spiff denen karakterden de bahsetmek lazım sanırım biraz bu noktada... Calvin & Hobbes okuyanlar bilirler ki Spiff dediğimiz bu karakter Calvin arkadaşımızın; ki kendilerinin oyuncak kaplanının yalnızlarken canlandığını düşünen altı yaşında bir çocuk olduğu gerçeğini göz önünde bulunduracak olursak bu çok normaldir; zor durumlarında kendini hayal ettiği biçimidir... Bir uzay kaşifidir bu karakter ayrıca da ve evet ben sanırım hep "deneme" dilinde yazacağım... Bu da okulun kötü yönlerinden biri olsa gerek... Posted by bazenspiffbazencoconut at 3:31 AM 1 comments
paris je t'aime üstelik you re not bringing me down
Uzun zamandır izlemek isteyip de fırsat bulamadıgım paris je t'aime i izledim bugün. Sanatsal değerini bilemiycem ama tam bir feel good movieydi benim için. Sonunda gözümde bikaç damla yaş ağzımda şapşal bi gülümseme bakakaldım ekrana.
Filmleri izlemeden önce haklarında bişeyler okumayı sevmediğim için ilk başlarda sürekli hikayelerin devamını bekledim bi sonraki filmcikte. Sonra farkettim ki izledikçe izliyorum e izlediklerimin hepsinin de devamını istiyorum. Kısa filmlerde sevdiğim şeylerden biri de bu sanırım daha fazlasını istemek(pepsi).
p.s: günün şarkısını da new york i love you but you re bringing me down ilan ediyorum.tüm sevip de sevilmeyenlere tehey
Posted by Lay_Z at 2:34 AM 1 comments
Saturday, May 31, 2008
a dreamer
Sarı bi denizaltının icinde cilek tarlalarına dogru yol alan küçük,küçücük bir kız çocuğu.
Kulağına bilgece sözler fısıldayan şacmasapan insanlar.
Bütün duyguları yokolmuş.
Küçük bi kız için büyük bi kalp.
Ve en sonunda göğüs kafesinin ortasında
Küçük bi kız için büyük bi boşluk
Posted by Lay_Z at 1:25 AM 1 comments
Tuesday, May 20, 2008
monster cookie
Oldukça yorucu gecen geleneksel 19 mayıs partisinin bir gün erkene alınmış 3. seferinin sabahında deli öpmüş gibi saat 9 da uyandım.Bunu sebebi başımda cıvıldaşan insanlar da olabilir tabi.Ev topladım biraz sonra insanların çoğu gitti biz de berfu yiğit barış dilan ben kahvaltıya gitmeye karar verdik ve çıktık evden.Hava da pek güzeldi yürüyerek tunalıya indik.Kahvaltımızı yaptıktan sonra ayrıldık.Dilanla tatlı yapıp şöyle anlamsız ama mutlu edici bi film izlemeye karar verdik.
Bu kararımız doğrultusunda film almak üzere kızılaya dogru yola koyulduk.Baya yorucu gecen aramalar sonucunda a lot like love ı seçtik.Ve neden bilmiyorum ama ankamalle gitmeye karar verdik ama bu sacma kararımız ise yaradı ve kendimize cok güzel iki kolye aldık.Mr. china da noodlelarımızı yedikten sonra eve dogru yola koyulduk
Eve geldik vee sıra kurabiye yapmaya geldi.Sipariş verdigimiz ilk bakkal adam olmadıgı icin siparişlerimizi iptal ve etmeye karar verdiginden ve bunu bize söylemeye gerek duymadıgından 7 buçuk 8 e dogru işe koyulduk.



Erimemiş margarini karıştırıp hamuru homojen hale getirmek için çok uğraştık
Her yolu denedik.
Sonra benim muhteşem fikrim olan içinde su kaynayan tencereye kabı oturtmak suretiyle margarini eritmeyi başardık.






Veee mutlu son.
Posted by Lay_Z at 1:57 AM 1 comments
Wednesday, May 14, 2008
the inbetweeners
Az önce e4 ün sitesinde skinse alternatif olarak gösterilen inbetweenersın ilk bölümünü izlemeyi bitirdim. Ve tahmin edildiği üzere skinsin yanına bile yaklaşamamış. Bikere başroldeki çocuk çok sevimsiz. Ayrıca sanırım ilerde arkadaş olacağı çocuklardan biri var ki ilk gördüğümde maymuna sarı peruk takmışlar diye düşündüm. Diziyi izledikten sonra fikrim değişti gerçi, sarı değil kumral daha doğru olur. Oldukça sıradan başladı dizi okula yeni gelen "nerd" tipli çocuk, arkadaş olmaya çalıştığı insanlar, ulaşılamayan güzel kızlar... Mizah desek o da vasat başka dizilerde göremiyceğimiz gibi değil yani. En başındaki flashforwardlardan da pek ilginçleşiceğe benzemiyor ama yinede skins başlayana kadar denemeye devam. Skins de beni çok bekletmeyip hemen başlarsa çok mutlu olucam. Gerçi eğer söylentiler doğru çıkar da 3. sezon effie ve küçük imo arkadaşlarıyla ilgili olursa o da bir hayal kırıklığı olacağa benzer.
Evet dizi izliyorum.Evet dizi izlemeyi seviyorum.
işte böyle
Posted by Lay_Z at 2:39 AM 0 comments
biyethiyovıns
Yukarda görmüş olduğunuz garip şey Kebire Hanım'ım Bethoven'ı telaffuz biçimi. Kebire Hanım ise bizim "ingilizce öğretmenimiz". Tam da Ahmet Bey'in bakonlarına(bacon),sıtidıntslarına(students) alıştık derken kendisi Cem Bey ile kanka olup GP başkan yardımcısı olmaya karar verdi. İşte bundan sonra devreye "Bayan K" girdi.
Ukalalık ediyorum evet ama insanın ingilizce öğretmeninden daha fazla ingilizce bilmesi oldukça ilginç. Üstelik 3 yılı ikinci dil olmak üzere sadece 6 yıldır ingilizce görüyorken. Kendisinin 25 yıllık öğretmen olduğunu düşünürsek kamera şakası olduğunu düşünmüyor değilim.
Derslerde Bayan K hintli ve texas kovboyu karışımı aksanıyla ingilizce metinleri ısrarla türkçeye benzeterek okumaya bayılıyor. Albuquerqe gibi karmaşık ve anlamsız kelimeleri ise aa.... dedikten sonra okumamayı tercih ediyor. Aslında öğrencilere boşlukları doldurup ingilizcelerini geliştirmeleri için oldukça güzel bir fırsat. Üniversite ile ilgili bir metin okuduktan sonra tabiki "kitapta yazan" üniversitenin size yararları nedir sorusunu soruyor bize. Kitapta yazan cümlelerden birkaçını tıpatıp duyup memnuniyet belirttikten sonra sıra yıldızkıza geliyor. Yıldızkız metinde belirtilmemesine rağmen üniversite ve gelecek konusunu açıklamaya çalışırken yüzüne boş bir ifadeyle bakıyor ve "yünivıırssitey helpz aıs mieeyk niüv fireyndz" diye ekliyor. Ne yapacağını şaşıran yıldızkıza da sevimli bir bilmemek değil öğrenmemek ayıp bebeyim bakışı attıktan sonra pek sevdiği kitabına dönüyor.
Bayan K bu muhteşem özelliklerinin yanısıra oldukça dengeli ve otoriter bir bayan. Dersin ortasında durup dururken susun laaaagyn diye bağırması bütün öğrencilerini ve yan sınıflardaki ve üst kattaki öğrencileri motive ediyor. Her ders sonunda da aminler, allah nasip ederseler, allah ömür verirseler eşliğinde bir sonraki derste kitaptan okuyacağımız bölümü söylüyor.
Aynı zamanda kendisi oldukça dürüst ve güvenilir biri. Her dersin başına sevgili Bay A'nın ders işleyişini, okulu son 2 ay kala bırakışını, dönem ödevlerini okumayışını kesinlikle adaletli bir biçimde anlatıyor. Ardından "ben burda olmayan kişi hakkında konuşmam, bu ona söz hakkı verir, bu dedikodudur asla yapmam" demeyi de ihmal etmiyor tabiki. Bütün kalbimle eminim ki akşam eve gidince derste söylediklerini Bay A'ya mail atıyor.
İşin en garip kısmı Bayan K bana kuvvetli bir sevgiyle bağlı. Dersinde kitap(hayır ders kitabı değil) okuduğum için mutlu oluyor. Okula gitmediğim günler hasta oldum diye çok endişelenip ertesi gün mutlaka kontrol ediyor. Sınıfta sadece benim adımı öğrenip diğerlerini Yıldızkız'ın sağındaki,üç sıra arkasındaki,çaprazındaki olarak tanımlamayı tercih ediyor
ps: İnsanları ve siyasi partileri rencide etmemek(!) adına kısaltmalar kullandım. Anlamadıysanız sorun değil (evet sorun)
Selam olsun sana eğitim sistemi
halo auf videzeyn
Posted by Lay_Z at 1:08 AM 0 comments
Tuesday, May 13, 2008
bugünün işini yarına bıraktım
Herseyde olduğu gibi yazmayı da sürekli erteliyorum. Ama yazıcam cok yakında evet hatta belki bu akşam.işte böyle
Posted by Lay_Z at 8:07 PM 0 comments
Wednesday, May 7, 2008
koala
Şu sıralar kafamda sürekli bi gelecek korkusu var. Össyle falan ilgili değil aslında. Şu anda olmak istediğim yere yada insana oldukça uzak olmamdan. Yıllardır okumak istediğim kitapları, izlemek istediğim filmleri, öğrenmek istediğim dilleri , gitmek istediğim kursları sürekli ileri bi tarihe erteliyorum. Ve farkına vardımki o tarihlerin bazıları gelip geçmiş bazıları da fazlasıyla yaklaşmış. Ama ben yapmak istediğim şeylerin yarısını bile yapmamışım.
Bu yazıyı yazmayı bile şu vidyoyu izliyim, şu siteye bakıyım sonra yazarım gibi düşüncelerle ertelediğim için yine kafamdakiler kaybolup gitmişler.
Birilerinin kafama oldukça sert bi darbe indirmesi gerek sanırım. Artık o da aklımı başıma getirmezse..
Posted by Lay_Z at 12:22 AM 0 comments
Monday, May 5, 2008
çilekli pasta
Annemin yemek tarifleri defterini karıştırırken bulduğum muhteşem pasta tarifini insanlıkla paylaşmalıyım diye düşündüm. Here it goes
Evden çıkılır.Farabi sokağa girilir , Körfez Pastanesi'ne girilir. Pastalardan pasta beğenilir, seçilir, parası ödenir ve eve getirilir. Afiyetle yenir.
Bekleme süresi: Epey uzun
sevimli kadın şu annem
Posted by Lay_Z at 9:30 PM 0 comments
kulagakacan
Adet oldugu uzere bir merhabayla baslamak gerek sanırım. Ama bu merhabalar, kendini tanitmalar her zaman fazla zorlama gelmistir bana. O yuzden sanki yillardir bu bloga yazi yaziyormus gibi davranmayi tercih ediyorum.
Kafamdaki milyonlarca seyin(?) sonradan mutlaka kaybolan kagit parcalarindansa burda olmasi daha mi iyi daha mi kotu henuz bi karar veremedim. Aslinda yazmaya basladigima gore bi karar vermis sayilirim sanirim.
Saat gecenin ikisi ve butun gun uyukladıgım icin su anda uyumak yerine yazi yaziyorum. Film izlemek istiyorum ama simdi izlemeye basladigim filmin 4 te biticek olmasi fikri hosuma gitmiyor. Yazmaya baslamadan once kafamda gezinen butun fikirler kulagımdan yavas yavas cıkmıslar. Biliyorumki yastiga kafami koydugum anda geri donucekler.
Anlamsiz ve gereksiz gecenin bi vakti yazimi 5-6 ay(ne cabuk gecmis zaman) once pandora hanimla yaptigim derin bi konusmayla bitirmek istiyorum
Pandoranin Kanadaya gitmesinin uzerinden kisa bi zaman gecmistir.Yildizkiz ve pandora Kanada'daki hayat kosullari(!) hakkinda konusmaktadir ve o sirada sigaradan bahsedilmektedir.
y- e bulabildinmi peki orda?
p- ne?
y- tuvalet kagidi
p- nasi yani? niyeki?
y- orda hic yokmus bulmak cok zormus diye duydum
p- aa yoo yok oyle bisi heryerde var valla
y- jhfjdhsdşjflkj (gulerken kafayi klavyeye vurma efekti)
salagim benim seviyorum seni
Posted by Lay_Z at 1:44 AM 1 comments
Labels: tuvalet kagidi

