CLICK HERE FOR THOUSANDS OF FREE BLOGGER TEMPLATES »

Saturday, May 31, 2008

a dreamer

Sarı bi denizaltının icinde cilek tarlalarına dogru yol alan küçük,küçücük bir kız çocuğu.
Kulağına bilgece sözler fısıldayan şacmasapan insanlar.
Bütün duyguları yokolmuş.
Küçük bi kız için büyük bi kalp.

Ve en sonunda göğüs kafesinin ortasında
Küçük bi kız için büyük bi boşluk

Tuesday, May 20, 2008

monster cookie

Filmimin inmesini beklerken huzurlu pazar gunumu anlatayım dedim.Gerci biraz gec dedim suan 2 saniye kalmis inmesine ve hatta indi ama neyse.

Oldukça yorucu gecen geleneksel 19 mayıs partisinin bir gün erkene alınmış 3. seferinin sabahında deli öpmüş gibi saat 9 da uyandım.Bunu sebebi başımda cıvıldaşan insanlar da olabilir tabi.Ev topladım biraz sonra insanların çoğu gitti biz de berfu yiğit barış dilan ben kahvaltıya gitmeye karar verdik ve çıktık evden.Hava da pek güzeldi yürüyerek tunalıya indik.Kahvaltımızı yaptıktan sonra ayrıldık.Dilanla tatlı yapıp şöyle anlamsız ama mutlu edici bi film izlemeye karar verdik.

Bu kararımız doğrultusunda film almak üzere kızılaya dogru yola koyulduk.Baya yorucu gecen aramalar sonucunda a lot like love ı seçtik.Ve neden bilmiyorum ama ankamalle gitmeye karar verdik ama bu sacma kararımız ise yaradı ve kendimize cok güzel iki kolye aldık.Mr. china da noodlelarımızı yedikten sonra eve dogru yola koyulduk

Eve geldik vee sıra kurabiye yapmaya geldi.Sipariş verdigimiz ilk bakkal adam olmadıgı icin siparişlerimizi iptal ve etmeye karar verdiginden ve bunu bize söylemeye gerek duymadıgından 7 buçuk 8 e dogru işe koyulduk.
Önce margarin dışındaki malzemeleri kabımıza koyup gayet mutlu mesut karıştırdık.








Sonraa sıra margarine geldi.Fakat megersem margarini koymadan önce eritmek gerekiyormuş.Biz bundan habersiz bi paket margarini lök diye karışımın içine attık.


Erimemiş margarini karıştırıp hamuru homojen hale getirmek için çok uğraştık


Her yolu denedik.






Sonra benim muhteşem fikrim olan içinde su kaynayan tencereye kabı oturtmak suretiyle margarini eritmeyi başardık.


Unu da ekleyip biraz yoğurduktan sonraa hamurumuz hazır oldu






Fırın kağıdıyla ufak bi problem yaşadım ama aramızda konuşarak hallettik
Hamura şekil verip tepsiye dizdikten tabi bide birazcık yedikten(ki çiğ kurabiye hamuru muhteşem bişey) sonra kurabiyelerimizi fırına verdik




Kurabiyelerimizin altı birazcık yanmıştı ama dilan onları çok güzel temizledi.




Sonra sıra kurabiyeleri şuruba batırmaya geldi.Biz biri vodkalı digeri normal olmak üzere iki şurup hazırladık.



Şuruba batırma işi biraz uzun sürdü.Ben de biraz(!) sıkıldım.




Ama sonundaa kurabiyelerimiz hazır oldu.




Veee mutlu son.

Wednesday, May 14, 2008

the inbetweeners

Az önce e4 ün sitesinde skinse alternatif olarak gösterilen inbetweenersın ilk bölümünü izlemeyi bitirdim. Ve tahmin edildiği üzere skinsin yanına bile yaklaşamamış. Bikere başroldeki çocuk çok sevimsiz. Ayrıca sanırım ilerde arkadaş olacağı çocuklardan biri var ki ilk gördüğümde maymuna sarı peruk takmışlar diye düşündüm. Diziyi izledikten sonra fikrim değişti gerçi, sarı değil kumral daha doğru olur. Oldukça sıradan başladı dizi okula yeni gelen "nerd" tipli çocuk, arkadaş olmaya çalıştığı insanlar, ulaşılamayan güzel kızlar... Mizah desek o da vasat başka dizilerde göremiyceğimiz gibi değil yani. En başındaki flashforwardlardan da pek ilginçleşiceğe benzemiyor ama yinede skins başlayana kadar denemeye devam. Skins de beni çok bekletmeyip hemen başlarsa çok mutlu olucam. Gerçi eğer söylentiler doğru çıkar da 3. sezon effie ve küçük imo arkadaşlarıyla ilgili olursa o da bir hayal kırıklığı olacağa benzer.

Evet dizi izliyorum.Evet dizi izlemeyi seviyorum.
işte böyle

biyethiyovıns

Yukarda görmüş olduğunuz garip şey Kebire Hanım'ım Bethoven'ı telaffuz biçimi. Kebire Hanım ise bizim "ingilizce öğretmenimiz". Tam da Ahmet Bey'in bakonlarına(bacon),sıtidıntslarına(students) alıştık derken kendisi Cem Bey ile kanka olup GP başkan yardımcısı olmaya karar verdi. İşte bundan sonra devreye "Bayan K" girdi.

Ukalalık ediyorum evet ama insanın ingilizce öğretmeninden daha fazla ingilizce bilmesi oldukça ilginç. Üstelik 3 yılı ikinci dil olmak üzere sadece 6 yıldır ingilizce görüyorken. Kendisinin 25 yıllık öğretmen olduğunu düşünürsek kamera şakası olduğunu düşünmüyor değilim.

Derslerde Bayan K hintli ve texas kovboyu karışımı aksanıyla ingilizce metinleri ısrarla türkçeye benzeterek okumaya bayılıyor. Albuquerqe gibi karmaşık ve anlamsız kelimeleri ise aa.... dedikten sonra okumamayı tercih ediyor. Aslında öğrencilere boşlukları doldurup ingilizcelerini geliştirmeleri için oldukça güzel bir fırsat. Üniversite ile ilgili bir metin okuduktan sonra tabiki "kitapta yazan" üniversitenin size yararları nedir sorusunu soruyor bize. Kitapta yazan cümlelerden birkaçını tıpatıp duyup memnuniyet belirttikten sonra sıra yıldızkıza geliyor. Yıldızkız metinde belirtilmemesine rağmen üniversite ve gelecek konusunu açıklamaya çalışırken yüzüne boş bir ifadeyle bakıyor ve "yünivıırssitey helpz aıs mieeyk niüv fireyndz" diye ekliyor. Ne yapacağını şaşıran yıldızkıza da sevimli bir bilmemek değil öğrenmemek ayıp bebeyim bakışı attıktan sonra pek sevdiği kitabına dönüyor.

Bayan K bu muhteşem özelliklerinin yanısıra oldukça dengeli ve otoriter bir bayan. Dersin ortasında durup dururken susun laaaagyn diye bağırması bütün öğrencilerini ve yan sınıflardaki ve üst kattaki öğrencileri motive ediyor. Her ders sonunda da aminler, allah nasip ederseler, allah ömür verirseler eşliğinde bir sonraki derste kitaptan okuyacağımız bölümü söylüyor.

Aynı zamanda kendisi oldukça dürüst ve güvenilir biri. Her dersin başına sevgili Bay A'nın ders işleyişini, okulu son 2 ay kala bırakışını, dönem ödevlerini okumayışını kesinlikle adaletli bir biçimde anlatıyor. Ardından "ben burda olmayan kişi hakkında konuşmam, bu ona söz hakkı verir, bu dedikodudur asla yapmam" demeyi de ihmal etmiyor tabiki. Bütün kalbimle eminim ki akşam eve gidince derste söylediklerini Bay A'ya mail atıyor.

İşin en garip kısmı Bayan K bana kuvvetli bir sevgiyle bağlı. Dersinde kitap(hayır ders kitabı değil) okuduğum için mutlu oluyor. Okula gitmediğim günler hasta oldum diye çok endişelenip ertesi gün mutlaka kontrol ediyor. Sınıfta sadece benim adımı öğrenip diğerlerini Yıldızkız'ın sağındaki,üç sıra arkasındaki,çaprazındaki olarak tanımlamayı tercih ediyor

ps: İnsanları ve siyasi partileri rencide etmemek(!) adına kısaltmalar kullandım. Anlamadıysanız sorun değil (evet sorun)

Selam olsun sana eğitim sistemi
halo auf videzeyn

Tuesday, May 13, 2008

bugünün işini yarına bıraktım

Herseyde olduğu gibi yazmayı da sürekli erteliyorum. Ama yazıcam cok yakında evet hatta belki bu akşam.işte böyle

Wednesday, May 7, 2008

koala

Şu sıralar kafamda sürekli bi gelecek korkusu var. Össyle falan ilgili değil aslında. Şu anda olmak istediğim yere yada insana oldukça uzak olmamdan. Yıllardır okumak istediğim kitapları, izlemek istediğim filmleri, öğrenmek istediğim dilleri , gitmek istediğim kursları sürekli ileri bi tarihe erteliyorum. Ve farkına vardımki o tarihlerin bazıları gelip geçmiş bazıları da fazlasıyla yaklaşmış. Ama ben yapmak istediğim şeylerin yarısını bile yapmamışım.

Bu yazıyı yazmayı bile şu vidyoyu izliyim, şu siteye bakıyım sonra yazarım gibi düşüncelerle ertelediğim için yine kafamdakiler kaybolup gitmişler.

Birilerinin kafama oldukça sert bi darbe indirmesi gerek sanırım. Artık o da aklımı başıma getirmezse..

Monday, May 5, 2008

çilekli pasta

Annemin yemek tarifleri defterini karıştırırken bulduğum muhteşem pasta tarifini insanlıkla paylaşmalıyım diye düşündüm. Here it goes

Evden çıkılır.Farabi sokağa girilir , Körfez Pastanesi'ne girilir. Pastalardan pasta beğenilir, seçilir, parası ödenir ve eve getirilir. Afiyetle yenir.
Bekleme süresi: Epey uzun

sevimli kadın şu annem

kulagakacan

Adet oldugu uzere bir merhabayla baslamak gerek sanırım. Ama bu merhabalar, kendini tanitmalar her zaman fazla zorlama gelmistir bana. O yuzden sanki yillardir bu bloga yazi yaziyormus gibi davranmayi tercih ediyorum.

Kafamdaki milyonlarca seyin(?) sonradan mutlaka kaybolan kagit parcalarindansa burda olmasi daha mi iyi daha mi kotu henuz bi karar veremedim. Aslinda yazmaya basladigima gore bi karar vermis sayilirim sanirim.

Saat gecenin ikisi ve butun gun uyukladıgım icin su anda uyumak yerine yazi yaziyorum. Film izlemek istiyorum ama simdi izlemeye basladigim filmin 4 te biticek olmasi fikri hosuma gitmiyor. Yazmaya baslamadan once kafamda gezinen butun fikirler kulagımdan yavas yavas cıkmıslar. Biliyorumki yastiga kafami koydugum anda geri donucekler.

Anlamsiz ve gereksiz gecenin bi vakti yazimi 5-6 ay(ne cabuk gecmis zaman) once pandora hanimla yaptigim derin bi konusmayla bitirmek istiyorum
Pandoranin Kanadaya gitmesinin uzerinden kisa bi zaman gecmistir.Yildizkiz ve pandora Kanada'daki hayat kosullari(!) hakkinda konusmaktadir ve o sirada sigaradan bahsedilmektedir.

y- e bulabildinmi peki orda?
p- ne?
y- tuvalet kagidi
p- nasi yani? niyeki?
y- orda hic yokmus bulmak cok zormus diye duydum
p- aa yoo yok oyle bisi heryerde var valla
y- jhfjdhsdşjflkj (gulerken kafayi klavyeye vurma efekti)

salagim benim seviyorum seni